Yalan Etmek Ne Demek?
Yalan söylemek, hepimizin hayatında bir noktada karşılaştığı, bazen farkında olmadan söylediğimiz ve bazen de bilinçli bir şekilde başvurduğumuz bir davranış biçimidir. Ancak yalan söylemenin ne anlama geldiğini düşündüğümüzde, sadece bireysel bir eylem olarak görmektense, bu davranışın toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi daha geniş perspektiflerden nasıl şekillendiğini anlamak önemli. Çünkü yalan söylemek, bazen toplumsal baskılardan kaynaklanan bir savunma mekanizması olabilirken, bazen de sistematik bir şekilde maruz kaldığımız eşitsizliğin bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Gelin, bu kavramı sokakta, toplu taşımada ve iş yerinde gördüğüm örneklerle, toplumsal bağlamda nasıl şekillendiğini inceleyelim.
Toplumsal Cinsiyet ve Yalan Etmek
Toplumsal cinsiyet, toplumun bireylerden beklediği rollerin şekillendiği bir yapıdır. Erkekler ve kadınlar, toplumsal olarak birbirinden farklı biçimlerde yalan söylemeye veya gerçeği saklamaya eğilimli olabilir. Kadınların, genellikle sosyal beklentiler doğrultusunda daha yumuşak, hoşgörülü ve uyumlu olmaları beklenir. Bu baskı, onların bazen kendilerine yönelik olumsuz yorumları ve dayatmaları saklamak zorunda kalmalarına neden olabilir.
Örneğin, bir iş yerinde kadının başarılı olmasının bazen yeterli görülmediği, sürekli daha fazla ispat yapması gerektiği bir ortamda, o kadının yalan söyleme ya da doğruyu çarpıtma ihtimali artar. Bir kadın, başarısını “şansa” bağlamak ya da kendisini daha az iddialı gösteren ifadeler kullanmak zorunda kalabilir. Yani, yalan söylemek bazen toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan bir savunma stratejisi olabilir. İstanbul’daki bazı ofislerde, kadın çalışanların özgeçmişleri ya da başarıları tartışıldığında, bazen fazla mütevazı olma adına söyledikleri şeyler, gerçekte doğru olmayabilir.
Örnek: Bir arkadaşım, işyerinde sürekli olarak aşırı yükümlülükler altına sokuluyordu. “Çok mutluyum, her şey yolunda” gibi yorumlar yapıyordu ama gerçekte sabahları işe gitmek için zorlanıyordu. Bir gün buna dikkat çektim ve dedim ki: “Bu kadar mutluluk zor olmalı.” O da güldü ve “Evet, bazen yalan söylüyorum, çünkü benden bekleneni yapmazsam başarısız olurum” dedi.
Kadınların, özellikle bu tür toplumsal baskılar altında yalan söylemesi bir savunma değil de, toplumun beklentilerini karşılamak adına yaptıkları bir tür mecburiyet olabilir. Toplumsal cinsiyetin bir yansıması olarak, kadınlar bazen gerçek hislerini gizleyerek hayatta kalma stratejileri geliştirebilirler.
Çeşitlilik ve Yalan Etmek
Toplumda farklı ırk, etnik köken, kültür ve inançlardan gelen bireyler için de yalan söylemek, farklı anlamlar taşıyabilir. Özellikle marjinalleşmiş gruplar, kendilerini kabul ettirme çabası içinde olabilirler. Özellikle toplumsal normlara uymayanlar, bazen toplumsal kabul görmek için kimliklerini gizleyebilir veya gerçek düşüncelerini saklayabilirler.
Bir gün toplu taşımada yanımda oturan bir arkadaşımla konuşuyordum. Kendisi, farklı bir etnik kimliğe sahipti ve sürekli olarak toplumda kendisini nasıl gösterdiği konusunda çekinceleri vardı. “Bazen gerçekten kim olduğumu söylemekten korkuyorum, çünkü toplumun o kesimi beni daha az değerli görebilir” dedi. Bu bir çeşit yalan söyleme eylemi, kimliğini saklama biçimiydi. Toplumun ona sunduğu yargılarla baş etmek için, bazen kimliklerin gizlenmesi veya değiştirilmesi gerekebiliyor. Bu tür sosyal yalanlar, aslında kişilerin hayatta kalma stratejileridir ve kendi kimliklerini toplumda kabul ettirmek adına yaparlar.
Örnek: Geçenlerde bir iş görüşmesinde, ırksal kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğramış bir arkadaşımın deneyimini dinledim. Kendisi, bazı iş görüşmelerinde adını değiştirdiğini ve kendisini “daha Türk gibi” göstermek için bazı ifadeler kullandığını söyledi. Bu, bir anlamda dışlanmamak ve kabul edilmek adına yapılan bir yalan söyleme biçimiydi.
Sosyal Adalet ve Yalan Etmek
Toplumsal adalet mücadelesinin bir parçası olarak, yalan söylemek bazen insanların daha büyük bir haksızlıkla karşılaşmamak için başvurduğu bir yol olabilir. İş yerlerinde, sokakta veya toplumsal ilişkilerde yaşanan haksızlıklar, bazen bireyleri savunmasız bırakır. Bu noktada, yalan söylemek, bir tür sosyal adalet aracı gibi işlev görebilir. İnsanlar, eşitsizliği ya da adaletsizliği dillendirememek için bazen susmayı ya da gerçeği çarpıtmayı tercih edebilirler.
Bir sokak röportajında, geçim sıkıntısı çeken bir ailenin yaşadığı zorlukları dinlerken, babanın sürekli olarak “Her şey yolunda, çok mutluyuz” gibi sözler söylediğini fark ettim. Gerçekte, aile çok zor bir dönemden geçiyordu ve babanın bu yalanı söylemesi, dış dünyaya karşı kendini güçlü ve huzurlu göstermek istemesindendi. Bu tür yalanlar, bir anlamda toplumsal baskıların sonucudur. İnsanlar bazen zorluklarını paylaşmak yerine, güçlü görünmek ve toplumsal normlara uyum sağlamak adına yalan söylerler.
Sonuç: Yalan Etmek, Bir Savunma Değil, Bir Stratejidir
Yalan söylemek, bireylerin sosyal yapılarla, cinsiyetle, kimliklerle ve adaletle kurdukları ilişkilerde bir stratejiye dönüşebilir. Herkes yalan söylese de, yalanın anlamı, söyledikleri kişinin toplumsal konumuna, yaşadığı koşullara ve karşılaştığı baskılara göre farklılık gösterebilir. Toplumun farklı kesimlerinden gelen insanların yaşadığı zorluklar, bazen doğruyu söyleme cesaretini kırar ve yerine yalanı koyar. Bu noktada, yalan söylemenin ne demek olduğunu anlamak, sadece bireysel değil, toplumsal bir meseleye dönüşür.