Vesikalık Fotoğrafta Neler Yasak? Bir Genç Yetişkinin Hikayesi
Hayatımda çok fazla fotoğraf çektirmedim. Ama bir gün, hayatımın en önemli belgelerinden birini almak zorunda kaldım: vesikalık fotoğraf. Kayseri’nin sokaklarında, oraya buraya koştururken, birden karşıma çıkan o tuhaf fotoğraf çekim anı, bir anda hayatımın bir parçası oldu. O anın heyecanını, korkusunu, hatta biraz da hayal kırıklığını hala hissediyorum.
O Fotoğraf Çekimi
Günlerden bir gün, Kayseri’deki o daracık sokaklardan birinde fotoğrafçının dükkânına girdim. İçerideki ağır koku, eski makinelerin sesi ve o solmuş fotoğraf kağıtları… Her şey bana eski zamanlardan kalmış gibiydi. Fotoğrafçı, başını kaldırıp bana bakarak, “Vesikalık fotoğraf çekeceğiz değil mi?” dedi. Birden kafam karıştı. Evet, vesikalık fotoğraf… Ama ben ne yapmam gerektiğini bir an unuttum. Gülümsesem olur mu, yoksa ciddi mi durmam gerekirdi? Bir anda yüzümdeki gülümseme dondu ve gerçekten ne yapmam gerektiğini bilemedim.
Fotoğrafçı, önümdeki koltuğa oturmamı söylediğinde, içimdeki heyecan biraz arttı. Ama sonra, derin bir nefes aldım ve sordum: “Vesikalık fotoğrafta neler yasak?” O an, aslında ne kadar basit gibi görünen bu sorunun bir genç için ne kadar büyük bir anlam taşıdığını fark ettim. Fotoğrafçı bana gülümsedi ve şunları söyledi: “Gülmek yasak, başını eğmek yasak, gözlük takmak da yasak. Sadece yüzünü net görmeliyim, hiçbir şey dikkat dağıtıcı olmamalı.”
İçimden, “Bu kadar mı?” dedim ama tabii ki sormadım. Belli ki herkes bu kurallara uymak zorundaydı. Ama nedense, o an sanki bir şeyler eksikmiş gibi hissettim. Gülümsemek… Yani, hepimiz sadece ciddi olmak zorunda mıydık? O an, fotoğrafın bir anlamının olduğunu ama aynı zamanda o anlamın, insanları sınırlayan bir şey haline geldiğini fark ettim.
Gülümsemek Yasak mı?
Yıllardır bu şehrin sokaklarında koşarken, insanların yüzlerinde hep farklı ifadeler gördüm. Kimisi gülerek geçerdi, kimisi dertli bir şekilde. Ama hiçbiri, sadece bir kağıda basılmak için o şekilde poz vermemişti. O vesikalık fotoğraflar… Ne kadar “resmi” olurlarsa olsunlar, bir şekilde içlerinde bir hikâye barındırır. Ama işte bu fotoğraf çekiminde, o hikayenin bir kısmı yasaklanmıştı. O an, biraz da hayal kırıklığına uğramıştım.
Yani, gerçekten insanlar sadece ciddi mi olmalıydı? Fotoğrafta gülümsemek yasak mıydı? Benim için, insanların gülüşleri aslında kimliklerinin en özel parçalarından biri olmalıydı. Ama işte, o fotoğrafın bir amacı vardı: Resmi bir kimlik. Bu kimlik, her türlü insani duyguyu, neşeyi, korkuyu, heyecanı geride bırakıyor ve sadece bir figür yaratıyordu.
Gözlük Takmak, Bir Ayrım mı?
Bir diğer yasak da gözlüktü. Evet, gözlük takmak yasaktı. O an, hayatımda ilk kez gözlüklerime dikkatle bakarak, gözlüklerimin neden bir engel olduğunu düşünmeye başladım. Bir gözlük, insanın kimliğini değiştirebilir mi? Ya da belki, o gözlük, karşındaki insana kim olduğun hakkında ipuçları verir. Belki ben, gözlüksüz bir yüzle de ben olamam. Ya da belki, gözlük takmak bile bir çeşit özgürlük olmalıydı. Kendimi rahat hissetmediğim bir pozisyonda nasıl doğru bir şekilde bir kimlik oluşturabilirdim?
Gözlük takmak yasaktı çünkü, gözlükler gerçek kimliğini ve duygularını gizler gibi bir şeydi. Ama belki de, bir insanın kimliğini tamamen doğru bir şekilde yansıtabilmesi için sadece yüzünün görünmesi yetmezdi. İnsanların özlemlerini, korkularını, umutlarını birer gözlükte sakladığını hissediyordum. O an, gözlüklerin bir yasak olmaması gerektiğini düşündüm. Çünkü bu yasak, sadece bir ayrım yaratıyordu. İnsanlar, kendilerini ifade edebilmeliydi. Hem de her şekilde.
Bir Fotoğrafın Derinliği
Sonra, o resmi çekildim. Ciddi bir şekilde, başımı düz tutarak, gözlerimi kameraya odakladım. Ama içimdeki gülümsemeyi ve umutları o an sadece ben hissediyordum. O vesikalık fotoğraf, bir kimliği yansıtıyor olabilir ama o kimlik, bazen insanın içindeki duyguları tam anlamıyla aktaramayabilir. Bazen, duygularımızı gizlememiz gereken anlar olsa da, o anlarda bile, bir şeylerin eksik olduğunu hissediyoruz. Fotoğrafçının beni uyardığı “Ciddi dur, gülme” sözü, o an bir anlam taşımıyordu. Çünkü biz insanlar, sadece kağıda basılan görüntüler değiliz.
O fotoğraf, belki kayıtlarda bir yerde olacak ama ben, o an sadece o fotoğrafın ötesindeki duyguyu hissediyordum.
Sonuçta, fotoğrafı çektikten sonra kayıta başvurdum ve o resmi aldım. Ancak o vesikalık fotoğraf, aslında bana çok şey öğretti. İnsanlar, duygularını saklamak zorunda kalsa da, içindeki benlik her zaman o duyguları taşır. Gülümsemek, gözlük takmak, biraz daha rahat olmak… Bu yasakların, aslında insana ne kadar uzak olduğunu düşündüm. Fotoğraf, sadece bir anı yansıtabilir. Ama kimse, o anın içindeki gerçek duyguları silip atamaz.