İçeriğe geç

Güreşçi Necdet Uçar kimdir ?

Bano takipçilerine özel hazırladığımız bu içerikte “Güreşçi Necdet Uçar kimdir” hakkında önemli bilgiler paylaşacağız.

Güreşçi Necdet Uçar kimdir?

İzmir’de sabahları güne başlamak zaten başlı başına bir mücadele. Alarm çalar, insanın içinden “beş dakika daha” diyen küçük bir demokratik yapı kurulur, sonra o yapı kendi içinde çöker. İşte tam da böyle bir sabahın ortasında, simit kuyruğunda beklerken kulağıma gelen bir isim: Güreşçi Necdet Uçar.

Arkadan biri, “O adam var ya… Güreşçi Necdet Uçar kimdir biliyor musun?” dediğinde, elimdeki susamlı simit bir anda tarihi bir nesneye dönüşüyor gibi hissettim. Sanki Homeros’tan kalma bir efsane anlatılacak da ben de seçilmiş dinleyiciyim.

Ama İzmir’de yaşıyorsan şunu bilirsin: Burada her mahallede en az bir “yarı efsane, yarı abartı, yüzde yüz mahalle gerçeği” karakter vardır. Necdet Uçar da onlardan biri mi, yoksa gerçekten minderde rüzgâr estiren biri mi, işte mesele burada başlıyor.

İzmir sabahları ve güreş efsaneleri

İzmir sabahları biraz “hafif kaos, bol çay, az motivasyon” üçlüsüyle başlar. Ben genelde Karşıyaka tarafında oturup insanları izlemeyi severim. Çünkü orası adeta canlı bir belgesel.

Bir gün kahvede otururken iki kişi konuşuyor:

– “Necdet Uçar mı? O adamın paça kapmasını görsen var ya…”

– “Paça mı? O artık metafizik seviyede.”

Ben o sırada içimden düşünüyorum: “Paça kapma dediğin şey nasıl metafiziğe bağlandı ya?”

Ama İzmir’de bazı hikâyeler vardır, gerçeklikten çok anlatım şekli önemlidir. Güreşçi Necdet Uçar kimdir sorusu da tam burada başlıyor zaten. Çünkü herkes onu farklı anlatıyor.

Birine göre çocukluğunda halı silkeleyerek başlamış, birine göre düğünlerde halay çekerken rakip analiz etmiş, bir başkasına göre de Ege rüzgârını tersine çevirebilen tek güreşçi.

Ben mi? Ben sadece dinliyorum. Çünkü İzmir’de en güvenli spor budur: dinlemek.

Necdet Uçar’ın mahalle hikayesi

Asıl olay mahallede başlıyor. Çünkü büyük isimler genelde spor salonunda değil, apartman aralarında doğar.

Anlatılanlara göre Necdet Uçar küçükken çok sessiz bir çocukmuş. Ama bu “utangaç” sessizlik değil, “ben sizi gözlüyorum” sessizliği.

Mahalle bakkalı anlatıyor:

– “Bu çocuk bir gün geldi, yoğurt aldı. Parayı uzattı, sonra kasaya bakıp ‘denge önemli’ dedi.”

– “Ne dengesi?”

– “Bilmiyorum, ama o günden sonra kimse onu sıradan biri sanmadı.”

İşte Güreşçi Necdet Uçar kimdir sorusu burada daha da derinleşiyor. Çünkü mesele sadece bir sporcu değil, mahalle psikolojisinin şekil bulmuş hali.

Ben de kendi hayatımla kıyaslıyorum. Mesela ben yoğurt alırken maksimum “poşet ister misiniz?” sorusuna hazırlıklıyım. Necdet Uçar ise yoğurt alıp felsefe bırakıyor.

Antrenmanlar ve komik anlar

Necdet Uçar’ın antrenmanlarıyla ilgili anlatılan şeyler ayrı bir evren.

Bir gün spor salonunda olduğu söyleniyor. Antrenör bağırıyor:

– “Daha hızlı!”

Necdet Uçar cevap vermiyor.

– “Daha güçlü!”

Yine sessizlik.

Sonra biri diyor ki:

“Hocam o zaten ısınmıyor, ortamı tartıyor.”

Bir başka hikâyede, minderin kenarında oturup diğer sporcuları izlerken not aldığı söyleniyor. Not defterinde ne yazdığı bilinmiyor ama şehir efsanesine göre şöyle şeyler var:

“Rakip sağa kayınca hayat da kayar.”

“Sol ayak, insanın niyetini ele verir.”

“Terleme bir zayıflık değil, iletişimdir.”

Ben bunu duyunca kendi spor geçmişimi hatırlıyorum. Lisedeki beden dersinde 5 dakika koşup sonra “ben stratejik dinleniyorum” diyen çocuk benmişim.

Necdet Uçar ise bunu profesyonel seviyeye taşımış gibi.

Güreşçi Necdet Uçar kimdir? aslında neyi temsil eder

Asıl meseleye geliyoruz. Güreşçi Necdet Uçar kimdir sorusu sadece bir kişi arayışı değil gibi.

Bazen İzmir sokaklarında yürürken şunu fark ediyorum: İnsanlar bir kişiye değil, bir fikre inanmak istiyor. Necdet Uçar da biraz böyle bir figür.

Kimi için disiplin, kimi için mahalle gururu, kimi için “bizim çocuklar da yapar” motivasyonu.

Benim için ise biraz şu:

Hayatın ortasında hiçbir şey yapmadan otururken bile “bir gün toparlanırım” hissini temsil eden karakter.

Bir arkadaşım şöyle demişti:

– “Necdet Uçar’ı izleyince kendime geliyorum.”

– “Nasıl yani?”

– “Ben neden bu kadar dağınığım diye sorguluyorum.”

İşte bu cümle çok şey açıklıyor. Çünkü bazı insanlar başarıyla değil, varlığıyla bile insanı hizaya sokar.

Ben mesela o etkiyi sadece annemden alıyorum. O da “odana bak” diyerek.

Günlük hayatla bağlantı: İzmir, kahve ve hayal gücü

Bir gün Alsancak’ta otururken yan masada iki genç konuşuyordu:

– “Necdet Uçar turnuvaya hazırlanıyormuş.”

– “Yine mi?”

– “Evet, bu sefer rakipleri çok ciddiymiş.”

– “Kim?”

– “Kendisi.”

Bunu duyunca kahvemi yanlış yudumladım. Çünkü “rakip kendisi” cümlesi sadece güreşte değil, hayatta da çok şey anlatıyor.

Ben de kendi içimde aynı mücadeleyi veriyorum aslında. Sabah kalkmakla yatakta kalmak arasında geçen o dev turnuva… Her gün final maçı gibi.

Güreşçi Necdet Uçar kimdir diye sorulduğunda aslında biraz da bu yüzden insanlar gülümsüyor. Çünkü herkes kendi içindeki Necdet’i tanıyor: disiplinli olmak isteyen ama bazen ertelemeyi seçen taraf.

Mahalle çocukları ve efsanenin büyümesi

Mahallede çocuklar arasında Necdet Uçar bir efsane haline gelmiş durumda.

Bir çocuk diyor ki:

– “Ben büyüyünce Necdet Uçar gibi olacağım.”

Diğeri cevap veriyor:

– “Sen önce ödevini yap.”

İşte bu diyalog bile aslında olayı özetliyor. Efsane olmak başka, o efsaneyi günlük hayata taşımak başka.

Ben çocukken “ben futbolcu olacağım” derdim. Şimdi en fazla markete giderken iki poşeti dengede taşıyabiliyorum. O da başarı sayılır mı tartışılır.

Ama Necdet Uçar hikâyesi, insanlara “olabilir” hissini veriyor. Bence en büyük güç de bu.

İzmir usulü gerçeklik ve abartının ince çizgisi

İzmir’de bir şey anlatılıyorsa içinde mutlaka biraz abartı vardır. Ama o abartı genelde hikâyeyi daha gerçek yapar.

Necdet Uçar hakkında da durum böyle. Kimine göre efsane bir güreşçi, kimine göre mahalle motivasyon kaynağı, kimine göre de sadece iyi bir hikâye.

Ben ise şöyle düşünüyorum: Bazı isimler vardır, gerçeklikten bağımsız olarak insanların zihninde yer eder. Çünkü o isim bir duyguyu taşır.

Mesela “pazar sabahı simit” gibi. Kimse tartışmaz ama herkes bilir.

İç ses: Ben bu hikâyenin neresindeyim?

Bazen düşünüyorum.

“Ben olsam Necdet Uçar olur muydum?”

Sonra hemen kendime gülüyorum.

Çünkü ben daha çok “evde battaniye altında stratejik düşünme uzmanıyım.” Güreşle tek bağlantım, televizyon kumandasını kapma mücadelesi.

Ama yine de onun hikâyesini dinlerken bir şey oluyor: İçimde bir yer “sen de yapabilirsin” diyor.

Sonra aynı iç ses beş dakika sonra “ama önce çay koy” diyor.

İşte hayat böyle bir şey.

Son söz gibi değil, devamı olan bir düşünce

Sizin İçin Seçtik: Geçerli kıyas nedir ?

Güreşçi Necdet Uçar kimdir sorusu tek bir cevapla kapanacak bir şey değil gibi. Çünkü bazı isimler bir kişi olmaktan çıkıp bir hikâyeye dönüşür. O hikâye de her dinleyenin içinde farklı bir yere oturur.

İzmir sokaklarında yürürken bazen bir duvar yazısı gibi karşına çıkar bu isim. Bazen bir kahve muhabbetinde, bazen de kendi iç sesinde.

Ve belki de en ilginci şu: İnsanlar onun kim olduğunu anlatırken aslında biraz da kendilerini anlatıyor.

Ben de burada, simit kuyruğunda başlayan o düşünceyle şunu fark ediyorum: Hepimizin içinde biraz Necdet Uçar var. Kimi minderin üstünde, kimi hayatın ortasında mücadele ediyor.

Benimki mi? Şu an yazıyı bitirip çayı tazeleme aşamasında.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet giriş